İzleyiciler

25 Nisan 2011 Pazartesi


kokun burnumda tadın damağımda, ilk defa bu kadar içten sevdiğimi söyledim, ilk defa bu kadar içten güvendim.
iyi ki doğdunsevgilim iyi ki girdin hayatıma.


seni seviyorum.

16 Nisan 2011 Cumartesi

.

bugün benim doğum günüm. size bir sır vereyim mi? ben doğum günlerimi sevmem hatta nefret ederim.

2 Nisan 2011 Cumartesi

dinle, neyse boşver..

mutlu olmak...
nedir sence? ne seni sen yapar? kim seni kendinden alır?

hadi ama bilmiyorum deme şimdi. eminim ki hayatında bir kere bile olsa düşünmüşsündür bunu. ve eminim ki kendine göre cevapların vardır hep. dönem dönem değişir bu cevaplar. o dönemde en çok neye ihtiyacın varsa mutluluk kaynakların bir anda onlar oluverir.

insanoğlu biraz şımarık sanki ha? evet biraz..

etkilenirsin değişirsin hayatına girenlerle yeni bir düzen oluşturursun yada onları kendi düzenine alıştırırsın.hayatının akışı değişir bazen mutlu olursun bu değişimden bazense mutsuz. yine aynı şeye geliyoruz o anki ihtiyaçlarınla alakalı hepsi.

kesin demişimdir sana da: ben ne dersem olur karşıma çıkar diye. yine oldu yine oldu.

peki hiç kendine bile şaşırdığın zamanlar oldu mu? kendini "nadas" a bıraktıktan sonra hiç beklenmedik bir anda hiç beklemediğin birisi çıktı mı karşına? evet biliyorum biraz film gibi. sanırım sarhoşluğumda bundan.

hani gittikçe silikleşir ya çakırkeyfken yaptıkların. işte onun gibi. hepsi burada ama aslında yok aralardaki bağlantı noktaları yok. tek kalan anlık fotoğraflar..

evet sarhoşum hayır daha değil. şu an hala şoktayım. hala uyuşuğum.ne kadar oldu böyle olmayalı? 2 sene mi hiç mi? belki de abartıyorumdur. ama sanmıyorum. o ışıltı tekrar geldi. hiç bir duvar olmadan hiç bir engel olmadan. sonsuz güven ile. ayaklarım yere basarken uçuyorum. şimdiden böyle ise ilerisini tahmin edemiyorum. acelem yok öğrenmeyede. herşey tadında herşey tuzunda.

kendime bile söyleyemiyorum ama galiba ... neyse boşver

http://fizy.com/#s/12x4nj

19 Mart 2011 Cumartesi

ben.

+ineceğim durakta düğmeye ilk basarım, o kırmızı ışığı ilk görür, o biip sesini ilk ben duyarım.
+yalnız isem gözlerim kapalı yürürüm.
+uyuduğumda, kafamda sabaha kadar, yatmadan önce dinlediğim son parça döner durur.
+son yediğim zeytin çekirdeğini atmayı sevmem, emmeyi tercih ederim.
+metal kaşıktansa tahta kaşık tercihimdir.
+sade olmayı beceremem,olsam da rahat edemem olmasam da.
+yağmur sonrası toprak, yeni açılan yaradan akan kan,banyo sonrası oluşan buhar,yoğun faaliyet sonrası karşı cinste oluşan ter ve soğan kavurması kokularını hep sevmişimdir.
+insanlardan çabuk etkilenirim ve çabuk bağlanırım.
+kısa saçın bana daha çok yakıştığını bilir fakat kestirmeye kıyamam.
+her zaman bir kusurumu bulurum.
+eskiden daha çok düşünürdüm.
+ideal erkek olmadığını söyler ama hala gelmesini beklerim.
+benden güçlü insanların yanında onlara alışana kadar kendim gibi olamam kasarım.
+gözlerinin içi safça gülen insanları çok severim.
+eskiden şemsiye kullanmazdım artık kullanıyorum.
+saklambaç oynadığım günleri, gecekondu bahçelerini, yazın bile kömür kömür kokan boğaz yakan ama sıcacık olan geceleri özlüyorum.
+hiçbir zaman 45 kiloyu geçemedim.
+bahar ayları benim için hep bir yeniden doğuştur, kışın uyurum.
+güzel olup güzelliğinin farkında olmayan bunu ortaya çıkarmayan ve bu yüzden üzülen insanlara kızarım.
+artık gsf yi eskisi kadar düşünmüyorum ama yine de özlüyorum.
+buzdolabından çıkmış çikolatayı sevmem, mümkünse aksın erimiş olsun.
+aklıma takılan insanların 7 sülalesini araştırmayı severim.
+zararlı olduğunu bile bile telefonla yatarım.
+annem ne derse genelde tersini yaparım.

26 Şubat 2011 Cumartesi

doğ güneş

güneşin battığı yerde içimi çok acımasız bir hüzün kaplar. umutlar solar kalbinin derinliklerinde ,karanlığın sancısı dolar bedeninde. garip bir his duyarsın sonra bir sessizlik sarar her yerini tek kelime bile söyleyemezsin..


öyleyse doğ güneş doğ güneş ve de hiç batma ışığından kimseyi hiç kimseyi mahrum bırakma

sararmış umutlara, sararan yapraklara, kararan bulutlara doğ, yaşanmamış çocukluklara, dört duvar arasında kalmış insanlara..


öyleyse doğ güneş doğ güneş vede hiç batma ışığından kimseyi hiç klimkseyi mahrum bırakma

16 Ocak 2011 Pazar

2

keşke biraz daha olgun olsaydın.. oysa ki çok umutluydum senden, kendimden. keşke sana "bu çok saçma" diyebilseydim ve keşke bunu anlayabilecek olsaydın. yeniden birilerini sevebileceğimi düşünmek bile iyi geliyordu bana..

dokunuşun...
tenin...
gülüşün...
kokun...

şimdi bile gülüşünü düşününce gülümsüyorum. evet seni sevebilirdim hatta belki bu hastalık boyutuna bile gelebilirdi. olmadı, izin vermedin. sana sarılmayı öpmeyi koklamayı severdim. senin de sevdiğini bilirdim...

neyse sen de hoşça kal

1

neden gerçekten istediğim şeylerde hiçbir zaman yanımda olmadınız?
neden beni gerçekten içinizde hissetmenize rağmen bir parça da olsa bunu bana göstermediniz?
neden hep savaşmak durumundayım?

evet seviyorum savaşmayı ama bazen ateşkeslere de ihtiyacım oluyor. omuzlarımda sıcak ve güven veren ellerin varlığını hissetmek istiyorum. içimdeki renkleri görmenizi istiyorum hepsini griye boyamanızı değil..
biliyor musun sana benziyorum, hem de çok... onun seni anlamaması gibi sende beni anlamıyorsun. oysa ki aynı şeylerden bahsediyoruz: kanaatsizlik..

neyse yine de hoşça kalın..

15 Ocak 2011 Cumartesi

10 Ocak 2011 Pazartesi

soğuk

yüzeyi buz tutmuş bir göle içeriden bakmak gibi aslında...dışarıdan kaygan ve sert görünümlü, ışıl ışıl bir mutluluk benimkisi. oysa o mutluluk oldukça kırılgan.. ne zaman birisini o buza çıkartmaya kalksam hep mutluluğumu kırıyor ve ben buna hep izin veriyorum... onlar kırıyor, ben ise içerideki soğuk suda boğuluyorum. ne zaman çıkışı bulsam ve yüzeye çıksam ya birisi gelip beni itiyor yada bir başkasını, kırması için buzuma çıkartıyorum... tüm gölü kırıp hiç buz kalmamasını denedim, güneşi çıkartıp baharı getirdim ama sonuç yine aynı! ne yazık...

bir gün öldüğümde sadece annemle, babamla, ablamla ve başakla daha fazla yaşayamayacağım için üzüleceğim. dünyamın bu kadar küçük olması ne yazık...

yine boğuluyorum ve bu kez su gerçekten de soğuk...

23 Aralık 2010 Perşembe

aile

bütün sorunlarımın dönüp dolaşıp aileme bağlanması garibime gidiyor. eğer o çözülse diğerleri de çözülecekmiş gibi geliyor ama içten içe bunun böyle oladığını biliyorum. o bitse başkası başlayacak. yine ka bir tekerlektir muhabbetine dönüyor...

neyse efendim 2-3 postta bir ailemden yada buna bağlı olduğunu düşündüğüm sorunlarımdan bahsediyorum. beni ve ailemi bilmeyen biri ailem hakkında pek düzgün yargılara varamayacak bence.

okununca nasıl anlaşılıyor bilmiyorum ama aslında pek çoğunun ailesinden düzgün bir aileye sahip olduğumu düşünüyorum. tek sorun ablamda yaptıkları hataları bende yapmak istememeleri. ama fark etmeseler de bana bu uğurda daha büyük hatalar yapıyorlar..

ah ah bir okusalar şunları. çünkü konuşunca laf çok dolanıyor ve balık hafızalı olan ben asıl konuyu unutuyorum. konuşma oluyor tartışma, tartışma oluyor kavga.. 5 dk sonra hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmemiz ise paha biçilemez.

eveet yine kafam dağıldı. hah şanslıyım diyecektim. şanslıyım çünkü şimdiye kadar istediğim çoğu şeyi yerine getirdiler. ben de kadir kıymet bilmemezlik yapmadım. belki şımarıklıktır ama zannetmiyorum. arkadaşlarım artık bir şey yapacakları zaman çağırmıyorlar çünkü biliyorlar ki gelemeyeceğim. bunu acındırmak için yada alındığım için söylemiyorum. rahatsız etmiyor bu durum zaten ama bunun insanlarda yer etmesi kötü. bu yüzden sosyalleşemiyorum ve buna bazen çok ihtiyacım oluyor. belki beni korumak istediklerindendir ama ters etki yapıyor. açlığımı arttırıyor..

ailemin sevdiğim özelliklerinden biri de bana saygı duymalarıdır. fiziksel olarak küçük ve çocuk gibi biriyimdir ama ailem sayesinde kendime güvenim fazladır. ışık mı dersiniz ne derseniz artık o fark edilir bizde. küçükken bir aşılamışlar bize kendimizi geliştirmeyi sonra tutamaz olmuşlar.kendimize güveniriz ve fark ediliriz ablamla. ama ablam zamanında bu olayı biraz abarttığı için şimdi beni fazlasıyla sıkıyorlar. ablama suç atmıyorum çünkü onun abartmasının altında yatan neden yine ailemin değişik açılardan baskısı..

işte her şey tek bir noktada düğümleniyor gibi geliyor şuan bana. belki değişir zamanla bilemiyorum. şimdiki düşünceme göre değişseler istediğim gibi benim için iyi olacak bu değişim. hemde çok iyi..

umarım değişirler umarım...

19 Aralık 2010 Pazar

bende neyin eksik olduğunu fark ettim biliyor musunuz?
artık gözlerim parlamıyor...
ışıltımı kaybetmişim.
meğer hep rol yapıyormuşum gülerken de farkında değilmişim...

17 Aralık 2010 Cuma

siyahlı adam çölde kacıyordu. silahşör de peşindeydi...

kitapları yıllara yaydığım için mutluyum. yüzümde hafif bir gülümseme var. yaklaşık 5000 sayfa, roland ve arkadaşları bana pek çok şey kattılar.

eminim ki yarınım bu günümden çok da farklı olmayacak. yine de kapağını kapatıp öptüm. belki saklandığım bir yerdi orası hatta evim bile diyebilirim belki. bilemiyorum...

başta hevesli olduğum kitaba gökay yüzünden daha da bağlandım ama sonra kitap ağır bastı, kitabın kendisine bağlandım.

ne bileyim belki sonu yüzündendir belki de kendisi başlı başına bir sebeptir, bitmiş gibi hissetmiyorum.

sonuç: aynıyım. eh zaten ana tema da bu değil mi? ka bir tekerlektir. her şey bir gün başa dönecektir.


siyahlı adam çölde kacıyordu. silahşör de peşindeydi...

11 Aralık 2010 Cumartesi

soğuk!

berbat bir sonbahar geçti gitti. bakalım bu kış nasıl geçecek? sonbaharın sonlarına doğru kendime gelmeye başladım belki buna artık durumuma alışmam etkili oldu belki de 2 özür, bir de kavuşma..

yinede eksik bir şeyler var.. bugün bir cafede otururken cafenin sahiplerinin kendi aralarında şakalaşmalarını izledim, dinledim. evet onlarında problemleri var. hemde hepsinin ayrı ayrı problemleri. ama o kadar sıcak bir neşe yayıyorlardı ki etrafa. çok imrendim belki de kıskandım...
yalnız hissettim kendimi çok yalnız.. sonra kendi neşe kaynağım geldi. o gidince yine kapkara yalnızlık..

bir mekanda bir insan nasıl oluyor da hep aynı duyguları hissedebiliyor? bazen paylaşarak bazen tek başına bazen ağlayarak bazen gülerek.. ilginç..

şu an o sıcaklığa ihtiyacım var, hemde fazlasıyla..bahar: oyalanmadan gel, belki bir yardımın dokunur..

9 Aralık 2010 Perşembe

insanlar hiçbir zaman değişmiyorlar sanırım. yada ben değişmiyorum. anladım... hep içimde olan bir detta * varmış meğersem ve bulduğu ilk fırsatta da yüzeye çıkmayı çok seviyormuş.aslında bu yeni bir şey değil. sadece ben bunu yeni fark ediyorum...

biliyor musun belki de haksızımdır. belkide sandığımdan da fazla çocuğumdur. gereksizdi. çok gereksizdi... sayende daha da çok kişinin kalbini kırmadan bir şeylerin farkına vardım...

işte o gün tamda bundan bahsediyordum. pek çoğunu yakıp yıktım pek çoğunun kalbini düzeltilemeyecek şekilde kırdım demiştim. al işte şimdi sende onların yanındasın..

gerçekten gururum okşanmıştı. ama olmayacak bir şeydi bunu o anda da daha sonrasında da gayet kibarca açıklamıştım. buraya kadar her şey saygı çerçevesindeydi. sonrası çok saçma ve çok gereksizdi. kırıcı ve gereksiz. biliyorum bu kelimeler pek bir şey ifade etmeyecek sana ama özür dilerim..

okuduğum andan beri içimi kemirdi durdu ama bunu seninle konuşamayacak kadar da korkağım, yüzüm yok...yanlıştı biliyorum..biliyorum.

kahretsin hep aynısını yapıyorum!..





*detta walker: sussannah dean'in içindeki her fırsatta öne çıkmaya çalışan kötü kaba asi ve haydut kişiliği.




http://fizy.com/#s/17n2a1

4 Aralık 2010 Cumartesi

mim, bölüm II- aşk

yeni bir mim ama mimlendiğim kişiden (norkun)çok da farklı şeyler söylemeyeceğim. neyse efendim mimin konusu şu:"Size göre aşk nedir? Bir ilişkiden neler beklersiniz?"

aşk bence hastalıktır, acıdır. o şarkılara filmlere konu olan aşk(!) tamamen hayal ürünüdür. eğer bir zamanlar aşk var olmuşsa bile artık aşk diye birey yoktur. varsa da kutsaldır, öyle her önüne gelene gel buyur demez. günümüzde ki aşk diye tabir edilen şey bence bir hastalıktır. etrafınıza bakın hangi ilişkide iki taraf da birbirlerini aynı derece de seviyor ki birbirlerini? evet kimse yada hiç bir ilişki mükemmel yada kusursuz değil. işte tam da bu yüzden aşk yoktur. çünkü aşk bence kusursuz olmalıdır. eh bu da mümkün değil..zaten hiç aşık oldun mu sorusunu da ay ben sana aşığım diyenleri de anlamam. yoğun duygularla aşkı birbirine karıştırıyor insanlar. neye göre aşk kime göre aşk o hissettiğin.. eğer gerçekten aşıksa bir insan bence bunu o anda anlayamaz zaten çünkü kendini o an karşısındakini sevmeye o kadar kaptırmıştır ki hayatına o kadar sokmuştur ki kimseyi dinlemez kimseyi anlamaz sadece o vardır onun için. bütün hayatının merkezine onu alır. kaybettiği zaman acısı veya içindeki boşluğu fark edip aşık olduğunu anlar ancak... sonra işin hastalık boyutu başlar. takılır kalır karşısındakine kendi kendini inandırır kandırır ve acıtır..

çok uzattığımı hissedip 2. soruya geçiyorum:

bir ilişkiden ne beklerim?.. çok şey beklemem deyip, bir sürü şey yazacağım. ama bunların çoğunu sadece ilişkiden değil tanıdığım yada tanıştığım her insandan beklerim: sevgilimin/eşimin anlayışlı olmasını, beni anlamasını, hayata objektif bakabilmesini, alıngan tribal olmamasını, bana benzemesini ( yada farklarımızın birbirini tamamlamasını), yanında tamamen kendim olmayı, yanımda tamamen kendisi olmasını isterim. ilişkimin ise huzurlu olmasını, dürüst, açık, net olmasını, duvarlarımı tamamen ortadan kaldıra bilmesini beni ben yapmasını. isterim.. ama dediğim gibi ben bunların çoğunu zaten tanıdığım yada tanışacağım her insandan beklerim.. 'o' na özel olan ise benim için her şey bir yana o bir yana dedirtmesidir belkide bilemiyorum.

ben henüz aşık olmadım.. olduğumu çok kez zannettim ama olmadım. artık bunu anlayabiliyorum...onun içinde ne desem boş aslında bilmediğim yaşamadığım bir şey üzerine sadece varsayımlar yapabiliyorum...

(dip not: en az benim kadar uykucu olmasını istiyorum birde sanırım.. :] )

28 Kasım 2010 Pazar

mim!

takip ettiğim bloglara bakarken mim çılgınlığı olduğunu gördüm. bu zincire beni de dahil etmiş norkun. eh mim e mim ile cevap vermek gerekir. bende sizi mim ledim gençler:

http://batangununtelvesi.blogspot.com
http://kanlikalem.blogspot.com

1.en sevdiğiniz kelime:
içten söylenen her iyi kelime

2.nefret ettiğiniz kelime:
siz hevesli hevesli bir konudan bahsederken birinin lafınızı kesip "o değil de" demesi.

3.Ne sizi heyecanlandırır:
tanımadığım insanlarla uzun süre göz göze gelmek, ilgimi çeken konularda benden daha bilgili insanlarla konuşmak, hayatımın olağan akışı dışında olan olaylar, hayatıma yeni giren insanlar, yolculuk, sonunu düşünmeden yaptığım işler

4.Heyecanınızı ne öldürür:
heyecanlandığım olayın/işin elimden alınması başkasına verilmemesi yada benim yapmama izin verilmemesi

5.En sevdiğiniz ses:
ateşteki odunların çıtırdama sesleri, parkta oynayan çocuk sesleri, rüzgar sesi, yağmur sesi, uyuyan bir insanın düzenli nefes alıp vermesi.

6.Nefret ettiğiniz ses:
ambulansın sireni, ağlayan bebek, kavga eden iki kişinin sesleri

7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz:
işe yaramadığımı hissettiren ve haz almayacağım meslekleri

8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz:
yaratıcılık! her konuda..

9.Kendiniz olmak istemeseydiniz kim olmak isterdiniz:
Christopher McCandless

10.Nerde yaşamak isterdiniz:
kış mevsimi olmayan bir coğrafyada, göl/deniz ve orman kenarında şömineli bir evde

11.En önemli kusurunuz:
bilmişlik

12.Size en fazla keyif veren kötü huylarınız:
bana güvenen insanlara yapılan şakalarda, şakazedelerin bana sordukları sorulara yanlış cevaplar vermek,

13.Kahramanınız kim:
Christopher McCandless, ve tabi ki Roland Deschain

14.En çok kullandığınız kötü kelime:
değişir, bazen içimden bazen dışımdan çok küfrederim

15.Şu anki ruh haliniz:
durgun

16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler:
alma mazlumun ah'ını çıkar aheste aheste (karma)

17.Mutluluk rüyanız:
sevdiceğin kucağında uyuyakalmak

18.Sizce mutsuzluğun tanımı:
tam anlamıyla yalnızlık, işe yaramamak, hayattan zevk almamak, çabalamamak

19.Nasıl ölmek isterdiniz:
ölüyor olduğumu bilerek, huzurlu

20.Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini isterdiniz:
aslında bu bir tv programıydı. asıl hayatın şimdi başlıyor.

23 Kasım 2010 Salı

la la la

peki ya çakmak çakmak olmuş gözler yada kısılmış ses başın zonklaması içten içe titremeler...

bunlar neye alamet?..
fark ettim ki yine kendi döngülerim arasına sıkıştım kaldım. ortada bir durum var bunu kabullendim çoktan.artık eskisi kadar da canımı yakmıyor. ama beyin olarak yine takıldım kaldım. adım atmamı engelleyen bir çok şey var ve ne yazık ki onlardan kurtulamayacağım.hani derler ya ne onlarla oluyor ne onlarsız..

neyse efendim kafamı takacağım yeni bir şeylere ihtiyacım var çünkü bu konu fazlasıyla canımı sıktı.. peki bu durumu nasıl atlatmalı ne yapmalı? artık eski yöntemlerim de işe yaramamaya başladı geçen yazıda yazdığım gibi. üstelik bir şekilde hepsi ters gidiyor tam tersi etki yapıyor..

ee hadi birisi bana yardım etsin bak şöyle şöyle yap işe yarayabilir desin..hayatımdan fazlasıyla sıkıldım çünkü...

yeni insanlara yeni bir uğraşa belki benimle ilgilenecek birisine ihtiyacım var.. ve yine mızmızlanmaya başladım sanırım... ne zaman kötü anımda yanımda birisi oldu ki (kafasını tamamen benim derdime veren birinden bahsediyorum burada, en azından büyük çoğunluğunu...) şimdi nur içinde hayatıma giriversin...

yeter ama tuğçe yine kalkabilirsin ayağa tine tek yine tek...

22 Kasım 2010 Pazartesi

şaka maka

yok ne yapmalı nasıl yapmalı bilemiyorum ama bir an önce buna bir çözüm getirmeliyim.. hayır evleneceğim ben anne baba desem ne yapacaklar merak ediyorum doğrusu.. affedersiniz ama oha artık ya!! kaç yaşına geldim üniversiteye gidiyorum hala arkadaşıma gitmek için izin istiyorum.. neymiş efendim örf adetlerimize uymuyormuş. dedim anne eve erkek atmayacağız ya nesine uymuyor örfünün adetinin? yok efendim bize uygun değilmiş. la sanki ne yapacaksam... yahu bir şey yapacaksam bile ama hakikaten ama bunun bir yaş sınırı fln olmalı.. devlet beni reşit sayarken annemlerden 5 yaş çocuğu muamelesi görmek inanınki sinirlerimi fazlasıyla bozuyor... hata bende ben alıştırdım hep... iyi olalım dedikçe bokunu çıkardılar... tamam basit bir konu bu kabul ediyorum ama artık na burama kadar geldi.. yeter! bir gün karşılarına anne ben evleniyorum üstelik hiç tanımadığım bir adamla ya izin verin ya kaçacağım diyeceğim ve gideceğim evden aha yazdım buraya...

şaka maka sinirlendim bir hayli...

ha bir de kesinlikle anneme istediğim bir şeyi söylemeyeceğim yaparken.. artık beddua mı ediyor hatun ne yapıyorsa olmuyor istediğim şey yapamıyorum heveslendiğim şeyi..

her neyse...tahminlerim boşa çıkmadı. okul açılınca her şey yine eskisi gibi olacak demiştim ve her şey yine eskisi gibiydi. yani sıkıcı bunaltıcı moral bozucu vesaire vesaire... dedim bu boktan günü sinema ile şenlendirelim tadından yenmesin o vakit.. ama nerdeee.. zaten yalnız sinemaya gitmenin bende yarattığı eziklik içinde boğuluyordum ki annemin bedduasından mıdır bilemediğim sebeplerden ötürü bütün seansları kaçırdım.. kös kös eve geldim.. dedim o zaman bir tatlı yapayım ki ağzım tatlansın ama yoook bu gün kötü geçecek ya yapamadım tarif bir garip oldu aşağıdaki tatlıyı yesem midem kalkacak atsam canım acıyacak.. son olarak annemle yaptığımız rutin kavgalardan biri.. bir gün çok beter patlayacağım ya hayırlısı..

bu gün çok "bok" bir gün. her şeyin üst üste geldiği sinir bozucu cinnet bir gün.. bu güne güzel bir nokta koyacak tek şey sanırım güzel bir uyku olur.. umarım!..

9 Kasım 2010 Salı

hayat yolunda bir mühendise dönüşerek adım atıyorum her saniye.hemde tam anlamıyla bir mühendis. duygulardan yavaş yavaş uzaklaşan, hayatı bir problem ve onun çözüm yolları gibi düşünmeye başlayan, durmadan çalışan, bundan zevk alan, giderek sosyal toplumdan uzaklaşan... bazılarınız kızacak belki bu saydıklarıma tamam başkalarını bilemiyorum ama günden güne ben bu na dönüşüyorum. ve bu gün fark ettim ki ben 2-3 ay içerisinde eğlenmeyi unutmuşum gerçekten eğlenmeyi. hep diyorum biliyorum ama yine diyeceğim alıştım bu durum. fakat yine de hayatıma renk getirmem gerek beni zorlamaması gerek bu işin zevk vermesi gerek aklım ve vicdanım da rahat olmalı bu arada.

küçükken bakıp imrendiğim insanların yaşlarındayım şu an ve bu zamanları boşa harcamamalıyım yorucu olur belki ama yinede doldurmalıyım zamanımı. saatlerce internette sürtmek yerine dışarıda sürtebilirim mesela... önemli olan şey artık kimseye imrenmemeliyim. bu nasıl bir hırstır bilemiyorum ama şu an bildiğin gaza getirdim kendimi. dersleri başarıyı aksatmadan tekrar sosyal olmalıyım sosyal ilişkiler kurmalı yaşama anlam katan şeyleri kendi hayatıma katmalıyım. eski arkadaşlara bakıp bakıp " belki bende bunları yaşayacaktım" dememeliyim sahip olduğumu sevmeli onu geliştirmeliyim belkide...