keşke biraz daha olgun olsaydın.. oysa ki çok umutluydum senden, kendimden. keşke sana "bu çok saçma" diyebilseydim ve keşke bunu anlayabilecek olsaydın. yeniden birilerini sevebileceğimi düşünmek bile iyi geliyordu bana..
dokunuşun...
tenin...
gülüşün...
kokun...
şimdi bile gülüşünü düşününce gülümsüyorum. evet seni sevebilirdim hatta belki bu hastalık boyutuna bile gelebilirdi. olmadı, izin vermedin. sana sarılmayı öpmeyi koklamayı severdim. senin de sevdiğini bilirdim...
neyse sen de hoşça kal
İzleyiciler
16 Ocak 2011 Pazar
1
neden gerçekten istediğim şeylerde hiçbir zaman yanımda olmadınız?
neden beni gerçekten içinizde hissetmenize rağmen bir parça da olsa bunu bana göstermediniz?
neden hep savaşmak durumundayım?
evet seviyorum savaşmayı ama bazen ateşkeslere de ihtiyacım oluyor. omuzlarımda sıcak ve güven veren ellerin varlığını hissetmek istiyorum. içimdeki renkleri görmenizi istiyorum hepsini griye boyamanızı değil..
biliyor musun sana benziyorum, hem de çok... onun seni anlamaması gibi sende beni anlamıyorsun. oysa ki aynı şeylerden bahsediyoruz: kanaatsizlik..
neyse yine de hoşça kalın..
neden beni gerçekten içinizde hissetmenize rağmen bir parça da olsa bunu bana göstermediniz?
neden hep savaşmak durumundayım?
evet seviyorum savaşmayı ama bazen ateşkeslere de ihtiyacım oluyor. omuzlarımda sıcak ve güven veren ellerin varlığını hissetmek istiyorum. içimdeki renkleri görmenizi istiyorum hepsini griye boyamanızı değil..
biliyor musun sana benziyorum, hem de çok... onun seni anlamaması gibi sende beni anlamıyorsun. oysa ki aynı şeylerden bahsediyoruz: kanaatsizlik..
neyse yine de hoşça kalın..
15 Ocak 2011 Cumartesi
10 Ocak 2011 Pazartesi
soğuk
yüzeyi buz tutmuş bir göle içeriden bakmak gibi aslında...dışarıdan kaygan ve sert görünümlü, ışıl ışıl bir mutluluk benimkisi. oysa o mutluluk oldukça kırılgan.. ne zaman birisini o buza çıkartmaya kalksam hep mutluluğumu kırıyor ve ben buna hep izin veriyorum... onlar kırıyor, ben ise içerideki soğuk suda boğuluyorum. ne zaman çıkışı bulsam ve yüzeye çıksam ya birisi gelip beni itiyor yada bir başkasını, kırması için buzuma çıkartıyorum... tüm gölü kırıp hiç buz kalmamasını denedim, güneşi çıkartıp baharı getirdim ama sonuç yine aynı! ne yazık...
bir gün öldüğümde sadece annemle, babamla, ablamla ve başakla daha fazla yaşayamayacağım için üzüleceğim. dünyamın bu kadar küçük olması ne yazık...
yine boğuluyorum ve bu kez su gerçekten de soğuk...
bir gün öldüğümde sadece annemle, babamla, ablamla ve başakla daha fazla yaşayamayacağım için üzüleceğim. dünyamın bu kadar küçük olması ne yazık...
yine boğuluyorum ve bu kez su gerçekten de soğuk...
23 Aralık 2010 Perşembe
aile
bütün sorunlarımın dönüp dolaşıp aileme bağlanması garibime gidiyor. eğer o çözülse diğerleri de çözülecekmiş gibi geliyor ama içten içe bunun böyle oladığını biliyorum. o bitse başkası başlayacak. yine ka bir tekerlektir muhabbetine dönüyor...
neyse efendim 2-3 postta bir ailemden yada buna bağlı olduğunu düşündüğüm sorunlarımdan bahsediyorum. beni ve ailemi bilmeyen biri ailem hakkında pek düzgün yargılara varamayacak bence.
okununca nasıl anlaşılıyor bilmiyorum ama aslında pek çoğunun ailesinden düzgün bir aileye sahip olduğumu düşünüyorum. tek sorun ablamda yaptıkları hataları bende yapmak istememeleri. ama fark etmeseler de bana bu uğurda daha büyük hatalar yapıyorlar..
ah ah bir okusalar şunları. çünkü konuşunca laf çok dolanıyor ve balık hafızalı olan ben asıl konuyu unutuyorum. konuşma oluyor tartışma, tartışma oluyor kavga.. 5 dk sonra hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmemiz ise paha biçilemez.
eveet yine kafam dağıldı. hah şanslıyım diyecektim. şanslıyım çünkü şimdiye kadar istediğim çoğu şeyi yerine getirdiler. ben de kadir kıymet bilmemezlik yapmadım. belki şımarıklıktır ama zannetmiyorum. arkadaşlarım artık bir şey yapacakları zaman çağırmıyorlar çünkü biliyorlar ki gelemeyeceğim. bunu acındırmak için yada alındığım için söylemiyorum. rahatsız etmiyor bu durum zaten ama bunun insanlarda yer etmesi kötü. bu yüzden sosyalleşemiyorum ve buna bazen çok ihtiyacım oluyor. belki beni korumak istediklerindendir ama ters etki yapıyor. açlığımı arttırıyor..
ailemin sevdiğim özelliklerinden biri de bana saygı duymalarıdır. fiziksel olarak küçük ve çocuk gibi biriyimdir ama ailem sayesinde kendime güvenim fazladır. ışık mı dersiniz ne derseniz artık o fark edilir bizde. küçükken bir aşılamışlar bize kendimizi geliştirmeyi sonra tutamaz olmuşlar.kendimize güveniriz ve fark ediliriz ablamla. ama ablam zamanında bu olayı biraz abarttığı için şimdi beni fazlasıyla sıkıyorlar. ablama suç atmıyorum çünkü onun abartmasının altında yatan neden yine ailemin değişik açılardan baskısı..
işte her şey tek bir noktada düğümleniyor gibi geliyor şuan bana. belki değişir zamanla bilemiyorum. şimdiki düşünceme göre değişseler istediğim gibi benim için iyi olacak bu değişim. hemde çok iyi..
umarım değişirler umarım...
neyse efendim 2-3 postta bir ailemden yada buna bağlı olduğunu düşündüğüm sorunlarımdan bahsediyorum. beni ve ailemi bilmeyen biri ailem hakkında pek düzgün yargılara varamayacak bence.
okununca nasıl anlaşılıyor bilmiyorum ama aslında pek çoğunun ailesinden düzgün bir aileye sahip olduğumu düşünüyorum. tek sorun ablamda yaptıkları hataları bende yapmak istememeleri. ama fark etmeseler de bana bu uğurda daha büyük hatalar yapıyorlar..
ah ah bir okusalar şunları. çünkü konuşunca laf çok dolanıyor ve balık hafızalı olan ben asıl konuyu unutuyorum. konuşma oluyor tartışma, tartışma oluyor kavga.. 5 dk sonra hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmemiz ise paha biçilemez.
eveet yine kafam dağıldı. hah şanslıyım diyecektim. şanslıyım çünkü şimdiye kadar istediğim çoğu şeyi yerine getirdiler. ben de kadir kıymet bilmemezlik yapmadım. belki şımarıklıktır ama zannetmiyorum. arkadaşlarım artık bir şey yapacakları zaman çağırmıyorlar çünkü biliyorlar ki gelemeyeceğim. bunu acındırmak için yada alındığım için söylemiyorum. rahatsız etmiyor bu durum zaten ama bunun insanlarda yer etmesi kötü. bu yüzden sosyalleşemiyorum ve buna bazen çok ihtiyacım oluyor. belki beni korumak istediklerindendir ama ters etki yapıyor. açlığımı arttırıyor..
ailemin sevdiğim özelliklerinden biri de bana saygı duymalarıdır. fiziksel olarak küçük ve çocuk gibi biriyimdir ama ailem sayesinde kendime güvenim fazladır. ışık mı dersiniz ne derseniz artık o fark edilir bizde. küçükken bir aşılamışlar bize kendimizi geliştirmeyi sonra tutamaz olmuşlar.kendimize güveniriz ve fark ediliriz ablamla. ama ablam zamanında bu olayı biraz abarttığı için şimdi beni fazlasıyla sıkıyorlar. ablama suç atmıyorum çünkü onun abartmasının altında yatan neden yine ailemin değişik açılardan baskısı..
işte her şey tek bir noktada düğümleniyor gibi geliyor şuan bana. belki değişir zamanla bilemiyorum. şimdiki düşünceme göre değişseler istediğim gibi benim için iyi olacak bu değişim. hemde çok iyi..
umarım değişirler umarım...
19 Aralık 2010 Pazar
17 Aralık 2010 Cuma
siyahlı adam çölde kacıyordu. silahşör de peşindeydi...
kitapları yıllara yaydığım için mutluyum. yüzümde hafif bir gülümseme var. yaklaşık 5000 sayfa, roland ve arkadaşları bana pek çok şey kattılar.
eminim ki yarınım bu günümden çok da farklı olmayacak. yine de kapağını kapatıp öptüm. belki saklandığım bir yerdi orası hatta evim bile diyebilirim belki. bilemiyorum...
başta hevesli olduğum kitaba gökay yüzünden daha da bağlandım ama sonra kitap ağır bastı, kitabın kendisine bağlandım.
ne bileyim belki sonu yüzündendir belki de kendisi başlı başına bir sebeptir, bitmiş gibi hissetmiyorum.
sonuç: aynıyım. eh zaten ana tema da bu değil mi? ka bir tekerlektir. her şey bir gün başa dönecektir.
siyahlı adam çölde kacıyordu. silahşör de peşindeydi...
eminim ki yarınım bu günümden çok da farklı olmayacak. yine de kapağını kapatıp öptüm. belki saklandığım bir yerdi orası hatta evim bile diyebilirim belki. bilemiyorum...
başta hevesli olduğum kitaba gökay yüzünden daha da bağlandım ama sonra kitap ağır bastı, kitabın kendisine bağlandım.
ne bileyim belki sonu yüzündendir belki de kendisi başlı başına bir sebeptir, bitmiş gibi hissetmiyorum.
sonuç: aynıyım. eh zaten ana tema da bu değil mi? ka bir tekerlektir. her şey bir gün başa dönecektir.
siyahlı adam çölde kacıyordu. silahşör de peşindeydi...
11 Aralık 2010 Cumartesi
soğuk!
berbat bir sonbahar geçti gitti. bakalım bu kış nasıl geçecek? sonbaharın sonlarına doğru kendime gelmeye başladım belki buna artık durumuma alışmam etkili oldu belki de 2 özür, bir de kavuşma..
yinede eksik bir şeyler var.. bugün bir cafede otururken cafenin sahiplerinin kendi aralarında şakalaşmalarını izledim, dinledim. evet onlarında problemleri var. hemde hepsinin ayrı ayrı problemleri. ama o kadar sıcak bir neşe yayıyorlardı ki etrafa. çok imrendim belki de kıskandım...
yalnız hissettim kendimi çok yalnız.. sonra kendi neşe kaynağım geldi. o gidince yine kapkara yalnızlık..
bir mekanda bir insan nasıl oluyor da hep aynı duyguları hissedebiliyor? bazen paylaşarak bazen tek başına bazen ağlayarak bazen gülerek.. ilginç..
şu an o sıcaklığa ihtiyacım var, hemde fazlasıyla..bahar: oyalanmadan gel, belki bir yardımın dokunur..
yinede eksik bir şeyler var.. bugün bir cafede otururken cafenin sahiplerinin kendi aralarında şakalaşmalarını izledim, dinledim. evet onlarında problemleri var. hemde hepsinin ayrı ayrı problemleri. ama o kadar sıcak bir neşe yayıyorlardı ki etrafa. çok imrendim belki de kıskandım...
yalnız hissettim kendimi çok yalnız.. sonra kendi neşe kaynağım geldi. o gidince yine kapkara yalnızlık..
bir mekanda bir insan nasıl oluyor da hep aynı duyguları hissedebiliyor? bazen paylaşarak bazen tek başına bazen ağlayarak bazen gülerek.. ilginç..
şu an o sıcaklığa ihtiyacım var, hemde fazlasıyla..bahar: oyalanmadan gel, belki bir yardımın dokunur..
9 Aralık 2010 Perşembe
insanlar hiçbir zaman değişmiyorlar sanırım. yada ben değişmiyorum. anladım... hep içimde olan bir detta * varmış meğersem ve bulduğu ilk fırsatta da yüzeye çıkmayı çok seviyormuş.aslında bu yeni bir şey değil. sadece ben bunu yeni fark ediyorum...
biliyor musun belki de haksızımdır. belkide sandığımdan da fazla çocuğumdur. gereksizdi. çok gereksizdi... sayende daha da çok kişinin kalbini kırmadan bir şeylerin farkına vardım...
işte o gün tamda bundan bahsediyordum. pek çoğunu yakıp yıktım pek çoğunun kalbini düzeltilemeyecek şekilde kırdım demiştim. al işte şimdi sende onların yanındasın..
gerçekten gururum okşanmıştı. ama olmayacak bir şeydi bunu o anda da daha sonrasında da gayet kibarca açıklamıştım. buraya kadar her şey saygı çerçevesindeydi. sonrası çok saçma ve çok gereksizdi. kırıcı ve gereksiz. biliyorum bu kelimeler pek bir şey ifade etmeyecek sana ama özür dilerim..
okuduğum andan beri içimi kemirdi durdu ama bunu seninle konuşamayacak kadar da korkağım, yüzüm yok...yanlıştı biliyorum..biliyorum.
kahretsin hep aynısını yapıyorum!..
*detta walker: sussannah dean'in içindeki her fırsatta öne çıkmaya çalışan kötü kaba asi ve haydut kişiliği.
http://fizy.com/#s/17n2a1
biliyor musun belki de haksızımdır. belkide sandığımdan da fazla çocuğumdur. gereksizdi. çok gereksizdi... sayende daha da çok kişinin kalbini kırmadan bir şeylerin farkına vardım...
işte o gün tamda bundan bahsediyordum. pek çoğunu yakıp yıktım pek çoğunun kalbini düzeltilemeyecek şekilde kırdım demiştim. al işte şimdi sende onların yanındasın..
gerçekten gururum okşanmıştı. ama olmayacak bir şeydi bunu o anda da daha sonrasında da gayet kibarca açıklamıştım. buraya kadar her şey saygı çerçevesindeydi. sonrası çok saçma ve çok gereksizdi. kırıcı ve gereksiz. biliyorum bu kelimeler pek bir şey ifade etmeyecek sana ama özür dilerim..
okuduğum andan beri içimi kemirdi durdu ama bunu seninle konuşamayacak kadar da korkağım, yüzüm yok...yanlıştı biliyorum..biliyorum.
kahretsin hep aynısını yapıyorum!..
http://fizy.com/#s/17n2a1
4 Aralık 2010 Cumartesi
mim, bölüm II- aşk
yeni bir mim ama mimlendiğim kişiden (norkun)çok da farklı şeyler söylemeyeceğim. neyse efendim mimin konusu şu:"Size göre aşk nedir? Bir ilişkiden neler beklersiniz?"
aşk bence hastalıktır, acıdır. o şarkılara filmlere konu olan aşk(!) tamamen hayal ürünüdür. eğer bir zamanlar aşk var olmuşsa bile artık aşk diye birey yoktur. varsa da kutsaldır, öyle her önüne gelene gel buyur demez. günümüzde ki aşk diye tabir edilen şey bence bir hastalıktır. etrafınıza bakın hangi ilişkide iki taraf da birbirlerini aynı derece de seviyor ki birbirlerini? evet kimse yada hiç bir ilişki mükemmel yada kusursuz değil. işte tam da bu yüzden aşk yoktur. çünkü aşk bence kusursuz olmalıdır. eh bu da mümkün değil..zaten hiç aşık oldun mu sorusunu da ay ben sana aşığım diyenleri de anlamam. yoğun duygularla aşkı birbirine karıştırıyor insanlar. neye göre aşk kime göre aşk o hissettiğin.. eğer gerçekten aşıksa bir insan bence bunu o anda anlayamaz zaten çünkü kendini o an karşısındakini sevmeye o kadar kaptırmıştır ki hayatına o kadar sokmuştur ki kimseyi dinlemez kimseyi anlamaz sadece o vardır onun için. bütün hayatının merkezine onu alır. kaybettiği zaman acısı veya içindeki boşluğu fark edip aşık olduğunu anlar ancak... sonra işin hastalık boyutu başlar. takılır kalır karşısındakine kendi kendini inandırır kandırır ve acıtır..
çok uzattığımı hissedip 2. soruya geçiyorum:
bir ilişkiden ne beklerim?.. çok şey beklemem deyip, bir sürü şey yazacağım. ama bunların çoğunu sadece ilişkiden değil tanıdığım yada tanıştığım her insandan beklerim: sevgilimin/eşimin anlayışlı olmasını, beni anlamasını, hayata objektif bakabilmesini, alıngan tribal olmamasını, bana benzemesini ( yada farklarımızın birbirini tamamlamasını), yanında tamamen kendim olmayı, yanımda tamamen kendisi olmasını isterim. ilişkimin ise huzurlu olmasını, dürüst, açık, net olmasını, duvarlarımı tamamen ortadan kaldıra bilmesini beni ben yapmasını. isterim.. ama dediğim gibi ben bunların çoğunu zaten tanıdığım yada tanışacağım her insandan beklerim.. 'o' na özel olan ise benim için her şey bir yana o bir yana dedirtmesidir belkide bilemiyorum.
ben henüz aşık olmadım.. olduğumu çok kez zannettim ama olmadım. artık bunu anlayabiliyorum...onun içinde ne desem boş aslında bilmediğim yaşamadığım bir şey üzerine sadece varsayımlar yapabiliyorum...
(dip not: en az benim kadar uykucu olmasını istiyorum birde sanırım.. :] )
aşk bence hastalıktır, acıdır. o şarkılara filmlere konu olan aşk(!) tamamen hayal ürünüdür. eğer bir zamanlar aşk var olmuşsa bile artık aşk diye birey yoktur. varsa da kutsaldır, öyle her önüne gelene gel buyur demez. günümüzde ki aşk diye tabir edilen şey bence bir hastalıktır. etrafınıza bakın hangi ilişkide iki taraf da birbirlerini aynı derece de seviyor ki birbirlerini? evet kimse yada hiç bir ilişki mükemmel yada kusursuz değil. işte tam da bu yüzden aşk yoktur. çünkü aşk bence kusursuz olmalıdır. eh bu da mümkün değil..zaten hiç aşık oldun mu sorusunu da ay ben sana aşığım diyenleri de anlamam. yoğun duygularla aşkı birbirine karıştırıyor insanlar. neye göre aşk kime göre aşk o hissettiğin.. eğer gerçekten aşıksa bir insan bence bunu o anda anlayamaz zaten çünkü kendini o an karşısındakini sevmeye o kadar kaptırmıştır ki hayatına o kadar sokmuştur ki kimseyi dinlemez kimseyi anlamaz sadece o vardır onun için. bütün hayatının merkezine onu alır. kaybettiği zaman acısı veya içindeki boşluğu fark edip aşık olduğunu anlar ancak... sonra işin hastalık boyutu başlar. takılır kalır karşısındakine kendi kendini inandırır kandırır ve acıtır..
çok uzattığımı hissedip 2. soruya geçiyorum:
bir ilişkiden ne beklerim?.. çok şey beklemem deyip, bir sürü şey yazacağım. ama bunların çoğunu sadece ilişkiden değil tanıdığım yada tanıştığım her insandan beklerim: sevgilimin/eşimin anlayışlı olmasını, beni anlamasını, hayata objektif bakabilmesini, alıngan tribal olmamasını, bana benzemesini ( yada farklarımızın birbirini tamamlamasını), yanında tamamen kendim olmayı, yanımda tamamen kendisi olmasını isterim. ilişkimin ise huzurlu olmasını, dürüst, açık, net olmasını, duvarlarımı tamamen ortadan kaldıra bilmesini beni ben yapmasını. isterim.. ama dediğim gibi ben bunların çoğunu zaten tanıdığım yada tanışacağım her insandan beklerim.. 'o' na özel olan ise benim için her şey bir yana o bir yana dedirtmesidir belkide bilemiyorum.
ben henüz aşık olmadım.. olduğumu çok kez zannettim ama olmadım. artık bunu anlayabiliyorum...onun içinde ne desem boş aslında bilmediğim yaşamadığım bir şey üzerine sadece varsayımlar yapabiliyorum...
(dip not: en az benim kadar uykucu olmasını istiyorum birde sanırım.. :] )
28 Kasım 2010 Pazar
mim!
takip ettiğim bloglara bakarken mim çılgınlığı olduğunu gördüm. bu zincire beni de dahil etmiş norkun. eh mim e mim ile cevap vermek gerekir. bende sizi mim ledim gençler:
http://batangununtelvesi.blogspot.com
http://kanlikalem.blogspot.com
1.en sevdiğiniz kelime:
içten söylenen her iyi kelime
2.nefret ettiğiniz kelime:
siz hevesli hevesli bir konudan bahsederken birinin lafınızı kesip "o değil de" demesi.
3.Ne sizi heyecanlandırır:
tanımadığım insanlarla uzun süre göz göze gelmek, ilgimi çeken konularda benden daha bilgili insanlarla konuşmak, hayatımın olağan akışı dışında olan olaylar, hayatıma yeni giren insanlar, yolculuk, sonunu düşünmeden yaptığım işler
4.Heyecanınızı ne öldürür:
heyecanlandığım olayın/işin elimden alınması başkasına verilmemesi yada benim yapmama izin verilmemesi
5.En sevdiğiniz ses:
ateşteki odunların çıtırdama sesleri, parkta oynayan çocuk sesleri, rüzgar sesi, yağmur sesi, uyuyan bir insanın düzenli nefes alıp vermesi.
6.Nefret ettiğiniz ses:
ambulansın sireni, ağlayan bebek, kavga eden iki kişinin sesleri
7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz:
işe yaramadığımı hissettiren ve haz almayacağım meslekleri
8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz:
yaratıcılık! her konuda..
9.Kendiniz olmak istemeseydiniz kim olmak isterdiniz:
Christopher McCandless
10.Nerde yaşamak isterdiniz:
kış mevsimi olmayan bir coğrafyada, göl/deniz ve orman kenarında şömineli bir evde
11.En önemli kusurunuz:
bilmişlik
12.Size en fazla keyif veren kötü huylarınız:
bana güvenen insanlara yapılan şakalarda, şakazedelerin bana sordukları sorulara yanlış cevaplar vermek,
13.Kahramanınız kim:
Christopher McCandless, ve tabi ki Roland Deschain
14.En çok kullandığınız kötü kelime:
değişir, bazen içimden bazen dışımdan çok küfrederim
15.Şu anki ruh haliniz:
durgun
16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler:
alma mazlumun ah'ını çıkar aheste aheste (karma)
17.Mutluluk rüyanız:
sevdiceğin kucağında uyuyakalmak
18.Sizce mutsuzluğun tanımı:
tam anlamıyla yalnızlık, işe yaramamak, hayattan zevk almamak, çabalamamak
19.Nasıl ölmek isterdiniz:
ölüyor olduğumu bilerek, huzurlu
20.Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini isterdiniz:
aslında bu bir tv programıydı. asıl hayatın şimdi başlıyor.
http://batangununtelvesi.blogspot.com
http://kanlikalem.blogspot.com
1.en sevdiğiniz kelime:
içten söylenen her iyi kelime
2.nefret ettiğiniz kelime:
siz hevesli hevesli bir konudan bahsederken birinin lafınızı kesip "o değil de" demesi.
3.Ne sizi heyecanlandırır:
tanımadığım insanlarla uzun süre göz göze gelmek, ilgimi çeken konularda benden daha bilgili insanlarla konuşmak, hayatımın olağan akışı dışında olan olaylar, hayatıma yeni giren insanlar, yolculuk, sonunu düşünmeden yaptığım işler
4.Heyecanınızı ne öldürür:
heyecanlandığım olayın/işin elimden alınması başkasına verilmemesi yada benim yapmama izin verilmemesi
5.En sevdiğiniz ses:
ateşteki odunların çıtırdama sesleri, parkta oynayan çocuk sesleri, rüzgar sesi, yağmur sesi, uyuyan bir insanın düzenli nefes alıp vermesi.
6.Nefret ettiğiniz ses:
ambulansın sireni, ağlayan bebek, kavga eden iki kişinin sesleri
7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz:
işe yaramadığımı hissettiren ve haz almayacağım meslekleri
8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz:
yaratıcılık! her konuda..
9.Kendiniz olmak istemeseydiniz kim olmak isterdiniz:
Christopher McCandless
10.Nerde yaşamak isterdiniz:
kış mevsimi olmayan bir coğrafyada, göl/deniz ve orman kenarında şömineli bir evde
11.En önemli kusurunuz:
bilmişlik
12.Size en fazla keyif veren kötü huylarınız:
bana güvenen insanlara yapılan şakalarda, şakazedelerin bana sordukları sorulara yanlış cevaplar vermek,
13.Kahramanınız kim:
Christopher McCandless, ve tabi ki Roland Deschain
14.En çok kullandığınız kötü kelime:
değişir, bazen içimden bazen dışımdan çok küfrederim
15.Şu anki ruh haliniz:
durgun
16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler:
alma mazlumun ah'ını çıkar aheste aheste (karma)
17.Mutluluk rüyanız:
sevdiceğin kucağında uyuyakalmak
18.Sizce mutsuzluğun tanımı:
tam anlamıyla yalnızlık, işe yaramamak, hayattan zevk almamak, çabalamamak
19.Nasıl ölmek isterdiniz:
ölüyor olduğumu bilerek, huzurlu
20.Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini isterdiniz:
aslında bu bir tv programıydı. asıl hayatın şimdi başlıyor.
23 Kasım 2010 Salı
la la la
peki ya çakmak çakmak olmuş gözler yada kısılmış ses başın zonklaması içten içe titremeler...
bunlar neye alamet?..
bunlar neye alamet?..
fark ettim ki yine kendi döngülerim arasına sıkıştım kaldım. ortada bir durum var bunu kabullendim çoktan.artık eskisi kadar da canımı yakmıyor. ama beyin olarak yine takıldım kaldım. adım atmamı engelleyen bir çok şey var ve ne yazık ki onlardan kurtulamayacağım.hani derler ya ne onlarla oluyor ne onlarsız..
neyse efendim kafamı takacağım yeni bir şeylere ihtiyacım var çünkü bu konu fazlasıyla canımı sıktı.. peki bu durumu nasıl atlatmalı ne yapmalı? artık eski yöntemlerim de işe yaramamaya başladı geçen yazıda yazdığım gibi. üstelik bir şekilde hepsi ters gidiyor tam tersi etki yapıyor..
ee hadi birisi bana yardım etsin bak şöyle şöyle yap işe yarayabilir desin..hayatımdan fazlasıyla sıkıldım çünkü...
yeni insanlara yeni bir uğraşa belki benimle ilgilenecek birisine ihtiyacım var.. ve yine mızmızlanmaya başladım sanırım... ne zaman kötü anımda yanımda birisi oldu ki (kafasını tamamen benim derdime veren birinden bahsediyorum burada, en azından büyük çoğunluğunu...) şimdi nur içinde hayatıma giriversin...
yeter ama tuğçe yine kalkabilirsin ayağa tine tek yine tek...
neyse efendim kafamı takacağım yeni bir şeylere ihtiyacım var çünkü bu konu fazlasıyla canımı sıktı.. peki bu durumu nasıl atlatmalı ne yapmalı? artık eski yöntemlerim de işe yaramamaya başladı geçen yazıda yazdığım gibi. üstelik bir şekilde hepsi ters gidiyor tam tersi etki yapıyor..
ee hadi birisi bana yardım etsin bak şöyle şöyle yap işe yarayabilir desin..hayatımdan fazlasıyla sıkıldım çünkü...
yeni insanlara yeni bir uğraşa belki benimle ilgilenecek birisine ihtiyacım var.. ve yine mızmızlanmaya başladım sanırım... ne zaman kötü anımda yanımda birisi oldu ki (kafasını tamamen benim derdime veren birinden bahsediyorum burada, en azından büyük çoğunluğunu...) şimdi nur içinde hayatıma giriversin...
yeter ama tuğçe yine kalkabilirsin ayağa tine tek yine tek...
22 Kasım 2010 Pazartesi
şaka maka
yok ne yapmalı nasıl yapmalı bilemiyorum ama bir an önce buna bir çözüm getirmeliyim.. hayır evleneceğim ben anne baba desem ne yapacaklar merak ediyorum doğrusu.. affedersiniz ama oha artık ya!! kaç yaşına geldim üniversiteye gidiyorum hala arkadaşıma gitmek için izin istiyorum.. neymiş efendim örf adetlerimize uymuyormuş. dedim anne eve erkek atmayacağız ya nesine uymuyor örfünün adetinin? yok efendim bize uygun değilmiş. la sanki ne yapacaksam... yahu bir şey yapacaksam bile ama hakikaten ama bunun bir yaş sınırı fln olmalı.. devlet beni reşit sayarken annemlerden 5 yaş çocuğu muamelesi görmek inanınki sinirlerimi fazlasıyla bozuyor... hata bende ben alıştırdım hep... iyi olalım dedikçe bokunu çıkardılar... tamam basit bir konu bu kabul ediyorum ama artık na burama kadar geldi.. yeter! bir gün karşılarına anne ben evleniyorum üstelik hiç tanımadığım bir adamla ya izin verin ya kaçacağım diyeceğim ve gideceğim evden aha yazdım buraya...
şaka maka sinirlendim bir hayli...
ha bir de kesinlikle anneme istediğim bir şeyi söylemeyeceğim yaparken.. artık beddua mı ediyor hatun ne yapıyorsa olmuyor istediğim şey yapamıyorum heveslendiğim şeyi..
her neyse...tahminlerim boşa çıkmadı. okul açılınca her şey yine eskisi gibi olacak demiştim ve her şey yine eskisi gibiydi. yani sıkıcı bunaltıcı moral bozucu vesaire vesaire... dedim bu boktan günü sinema ile şenlendirelim tadından yenmesin o vakit.. ama nerdeee.. zaten yalnız sinemaya gitmenin bende yarattığı eziklik içinde boğuluyordum ki annemin bedduasından mıdır bilemediğim sebeplerden ötürü bütün seansları kaçırdım.. kös kös eve geldim.. dedim o zaman bir tatlı yapayım ki ağzım tatlansın ama yoook bu gün kötü geçecek ya yapamadım tarif bir garip oldu aşağıdaki tatlıyı yesem midem kalkacak atsam canım acıyacak.. son olarak annemle yaptığımız rutin kavgalardan biri.. bir gün çok beter patlayacağım ya hayırlısı..
bu gün çok "bok" bir gün. her şeyin üst üste geldiği sinir bozucu cinnet bir gün.. bu güne güzel bir nokta koyacak tek şey sanırım güzel bir uyku olur.. umarım!..
şaka maka sinirlendim bir hayli...
ha bir de kesinlikle anneme istediğim bir şeyi söylemeyeceğim yaparken.. artık beddua mı ediyor hatun ne yapıyorsa olmuyor istediğim şey yapamıyorum heveslendiğim şeyi..
her neyse...tahminlerim boşa çıkmadı. okul açılınca her şey yine eskisi gibi olacak demiştim ve her şey yine eskisi gibiydi. yani sıkıcı bunaltıcı moral bozucu vesaire vesaire... dedim bu boktan günü sinema ile şenlendirelim tadından yenmesin o vakit.. ama nerdeee.. zaten yalnız sinemaya gitmenin bende yarattığı eziklik içinde boğuluyordum ki annemin bedduasından mıdır bilemediğim sebeplerden ötürü bütün seansları kaçırdım.. kös kös eve geldim.. dedim o zaman bir tatlı yapayım ki ağzım tatlansın ama yoook bu gün kötü geçecek ya yapamadım tarif bir garip oldu aşağıdaki tatlıyı yesem midem kalkacak atsam canım acıyacak.. son olarak annemle yaptığımız rutin kavgalardan biri.. bir gün çok beter patlayacağım ya hayırlısı..
bu gün çok "bok" bir gün. her şeyin üst üste geldiği sinir bozucu cinnet bir gün.. bu güne güzel bir nokta koyacak tek şey sanırım güzel bir uyku olur.. umarım!..
9 Kasım 2010 Salı
hayat yolunda bir mühendise dönüşerek adım atıyorum her saniye.hemde tam anlamıyla bir mühendis. duygulardan yavaş yavaş uzaklaşan, hayatı bir problem ve onun çözüm yolları gibi düşünmeye başlayan, durmadan çalışan, bundan zevk alan, giderek sosyal toplumdan uzaklaşan... bazılarınız kızacak belki bu saydıklarıma tamam başkalarını bilemiyorum ama günden güne ben bu na dönüşüyorum. ve bu gün fark ettim ki ben 2-3 ay içerisinde eğlenmeyi unutmuşum gerçekten eğlenmeyi. hep diyorum biliyorum ama yine diyeceğim alıştım bu durum. fakat yine de hayatıma renk getirmem gerek beni zorlamaması gerek bu işin zevk vermesi gerek aklım ve vicdanım da rahat olmalı bu arada.
küçükken bakıp imrendiğim insanların yaşlarındayım şu an ve bu zamanları boşa harcamamalıyım yorucu olur belki ama yinede doldurmalıyım zamanımı. saatlerce internette sürtmek yerine dışarıda sürtebilirim mesela... önemli olan şey artık kimseye imrenmemeliyim. bu nasıl bir hırstır bilemiyorum ama şu an bildiğin gaza getirdim kendimi. dersleri başarıyı aksatmadan tekrar sosyal olmalıyım sosyal ilişkiler kurmalı yaşama anlam katan şeyleri kendi hayatıma katmalıyım. eski arkadaşlara bakıp bakıp " belki bende bunları yaşayacaktım" dememeliyim sahip olduğumu sevmeli onu geliştirmeliyim belkide...
küçükken bakıp imrendiğim insanların yaşlarındayım şu an ve bu zamanları boşa harcamamalıyım yorucu olur belki ama yinede doldurmalıyım zamanımı. saatlerce internette sürtmek yerine dışarıda sürtebilirim mesela... önemli olan şey artık kimseye imrenmemeliyim. bu nasıl bir hırstır bilemiyorum ama şu an bildiğin gaza getirdim kendimi. dersleri başarıyı aksatmadan tekrar sosyal olmalıyım sosyal ilişkiler kurmalı yaşama anlam katan şeyleri kendi hayatıma katmalıyım. eski arkadaşlara bakıp bakıp " belki bende bunları yaşayacaktım" dememeliyim sahip olduğumu sevmeli onu geliştirmeliyim belkide...
3 Kasım 2010 Çarşamba
mini
ya yediğim şeylerden ya kendimi fazla gaza getirdiğimden çalışmak moralimi acayip düzeltti... ayrıca da affedersiniz ama götüm sıkışınca çok deli çalışıyormuşum onu öğrendim..
2 Kasım 2010 Salı
ben yemek yemeyi çok seven birisi değilimdir ama yapmaya bayılırım. ben yapayım başkası yesin. bu gün moralim o kadar bozuktu ki ruh gibi gezdim ortada resmen. saçma salak şeylere okadar ters cevaplar verdim ki... eve hiç gelmediğim kadar erken geldim gittim kendime tonla abur cubur içecek krema fln aldım eve girdim kendime brovni yaptım bir tepsi sonra yemek yaptım eve. en nihayetinde işe yaradı. şu an normal insan gibiyim umarım bozulmaz bu durum haydi bakalım...
1 Kasım 2010 Pazartesi
ve her zaman olduğu gibi yine istisnalar kaideyi bozmadı. hayatımın bütün sonbaharları - geçen sonbahar hariç- hüzünlü,melankolik, durgun ve ruhsuz geçti...
bu ruhsuzluğu gidermek yerine alışmayı seçti sanırım bünyem. alıştım cidden ama içten içe kabarıyor artıyor kışa yaklaşan her yeni günde.
ama biliyorum ki bu ruhsuzluk azalarak bitmeyecek, bir anda şak diye bitecek. asıl soru ne zaman olacağı...alıştım, alıştığım içinde çok da acele etmiyorum.
onun yerine yine kendime yöneldim. bu aralar o kadar salaş o kadar paspal bir haldeyim ki anlatamam. resmen sonbahar benim üzerimden akıyor. hiçbir şey için kendime bakasım süslenesim gelmiyor. bunun dışında da agresifleştim bir hayli... sebebi belki yalnızlık belki sonbahar belkide sevgili popocuğumun kalkmasıdır bilemiyorum ama günden güne beni rahatsız etmeye başladı bu durum. ha bir de günden güne içime kapanışım var, kimseyle hiçbir şey paylaşmıyorum. belkide yanlışı yine ben yapmışımdır, belki de hep olduğu gibi yine önemli kararların yanlış yollarını seçmişimdir...
eğer sebebi geçen sonbaharsa bu kadar etkili olacağını inan ki hiç bilmiyordum. bu gün konuşma kaydını okudum, demişim ki " hayatından insanları sile bilmelisin bir şeyler için, hayat hep istediğin gibi olmayacak. yanlış bir karar verdiysen de arkasında durmasını öğrenmelisin, artık çocuk değilsin..." çok da yanlış bir karar olmamakla birlikte bazen yanlış bir karar mıydı diye de düşünmüyor değilim. ama kararımın arkasındayım hala. belki de senden çok beni yıprattı bu karar. umurumda ama bir şeyi değiştirmez, değiştirmeyecek...
bu ruhsuzluğu gidermek yerine alışmayı seçti sanırım bünyem. alıştım cidden ama içten içe kabarıyor artıyor kışa yaklaşan her yeni günde.
ama biliyorum ki bu ruhsuzluk azalarak bitmeyecek, bir anda şak diye bitecek. asıl soru ne zaman olacağı...alıştım, alıştığım içinde çok da acele etmiyorum.
onun yerine yine kendime yöneldim. bu aralar o kadar salaş o kadar paspal bir haldeyim ki anlatamam. resmen sonbahar benim üzerimden akıyor. hiçbir şey için kendime bakasım süslenesim gelmiyor. bunun dışında da agresifleştim bir hayli... sebebi belki yalnızlık belki sonbahar belkide sevgili popocuğumun kalkmasıdır bilemiyorum ama günden güne beni rahatsız etmeye başladı bu durum. ha bir de günden güne içime kapanışım var, kimseyle hiçbir şey paylaşmıyorum. belkide yanlışı yine ben yapmışımdır, belki de hep olduğu gibi yine önemli kararların yanlış yollarını seçmişimdir...
eğer sebebi geçen sonbaharsa bu kadar etkili olacağını inan ki hiç bilmiyordum. bu gün konuşma kaydını okudum, demişim ki " hayatından insanları sile bilmelisin bir şeyler için, hayat hep istediğin gibi olmayacak. yanlış bir karar verdiysen de arkasında durmasını öğrenmelisin, artık çocuk değilsin..." çok da yanlış bir karar olmamakla birlikte bazen yanlış bir karar mıydı diye de düşünmüyor değilim. ama kararımın arkasındayım hala. belki de senden çok beni yıprattı bu karar. umurumda ama bir şeyi değiştirmez, değiştirmeyecek...
14 Ekim 2010 Perşembe
gergin olduğumu hissedecek kadar gerginim... yoğunluk , sorumluluk ve zoru seviyorum evet ama sürekli olması bende ciddi bir agresifliğe neden oluyor.. bu kadar yorgun ve yoğun olmama rağmen eğlenmeyi ve mutlu olmayı tekrar başarabildim. fakat şu yoğunluğa bir çözüm getirmem gerek yoksa başta söylediğim şeylere bir de vicdan azabı eklenecek.. o zamansa tadımdan hiç yenmeyecek..
tekrar mutlu olmamın sebebi hayatıma bir iki hafta içinde çok sayıda insanın girmesi ve aradığım aitlik duygusunun bir kısmına kavuşmuş olmam..
ve bir de bağlanmaktan korkup bağlanıyorum yavaş yavaş hemde platonik olarak...(hiç bana göre değil allahım ne oluyor bana!!)
umarım daha sık yazmaya başlarım ve umarım şu yoğunluğumu bir düzene sokarım..
tekrar mutlu olmamın sebebi hayatıma bir iki hafta içinde çok sayıda insanın girmesi ve aradığım aitlik duygusunun bir kısmına kavuşmuş olmam..
ve bir de bağlanmaktan korkup bağlanıyorum yavaş yavaş hemde platonik olarak...(hiç bana göre değil allahım ne oluyor bana!!)
umarım daha sık yazmaya başlarım ve umarım şu yoğunluğumu bir düzene sokarım..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

